Home » All posts
Galata Köprüsü'nün Şarkısı
Ezginin Günlüğü: Nadir Göktürk'ün sözleri, o canım şairlerin şiirlerine besteleri, tiyatro sevdası, kitap kurdu zamanları, ilk gençlik yılları. Her tamam biraz yarıyken, her yıl biraz daha kısa, her ölüm erkenken ve günler çoğaldıkça azalırken...
Geçen gün Ortaköy'de verdikleri konserde çalmadılar en sevdiğim şarkılarından birini, ama tam da bugün burada yad ediyorum kendisini, benim için gelsin.
İstanbul'un var olma nedeni olan yarımada manzaralı: Galata Köprüsü'nün Şarkısı
Değmeyin bana
Göğsümde bin yara var
Yeditepeli kent gibiyim
Kafamda sarhoşluklar
Açıktan geç be sandalcı
Çek öte yana küreğini
Kulaklarına sahip ol bayan
Çizmesin şarkım yüreğini
Bazen
Omzumda ceket
Her dokuz çekiliş
Cebimde bilet
Sabah martılara ekmek atarım
Akşam göğsüme jilet
Balıklarımız körpedir
Derya kuzularıdır
Her aşk biraz eksik
Her tamam biraz yarıdır
Her yıl biraz daha kısa
Her ölüm erkendir
Günler çoğaldıkça azalır
Al gümüş tabakanı
Kafana tokanı tak
Şöyle kol kol a girip
Beyoğluna bir çıksak
Lastikleri aynalı
Keyifler gıcır
Kardeşinin düşündüğü şeye bak
Kunduralar aynalı
Keyifler gıcır
Kardeşinin düşündüğü şeye bak
Etiketler:
Galata
,
Galata Köprüsü
,
Müzik
Sakin Beyoğlu
Bugün mesai çıkışı bir arkadaşımla buluştuk, bir yerlerde bir şeyler içip, sohbet etmekti emelimiz. Öncelikle sokak sokak yürüdük, sonrasında Beyoğlu'nun sayılı eski cafelerinden birinde oturduk. Gittikçe seslere ses eklendi, sonra da etraftan gelen seslerin izinde bir futbol maçının başladığını anladık. Rahatsız olup, kalktık yürümeye başladık; kafamızdaki şehirden kaçış planlarıyla...
Az önce okuduğum kitaba dair internette görsel ararken bu alttaki fotoğrafı buldum, sanırım daha önce görmemiştim. İlkin hangi binalar olduğunu anlamasam da, sonrasında şıp diye tanıdım. Bu gece yukarıda anlattığım, yaşamış olduğum işitsel kirlilikten sonra bu fotoğrafın asude hali, dinginliği öyle rahatlattı ki beni, bilmiyorum abartıyor muyum?
Bakalım burayı siz de tanıyabilecek misiniz?
Az önce okuduğum kitaba dair internette görsel ararken bu alttaki fotoğrafı buldum, sanırım daha önce görmemiştim. İlkin hangi binalar olduğunu anlamasam da, sonrasında şıp diye tanıdım. Bu gece yukarıda anlattığım, yaşamış olduğum işitsel kirlilikten sonra bu fotoğrafın asude hali, dinginliği öyle rahatlattı ki beni, bilmiyorum abartıyor muyum?
Bakalım burayı siz de tanıyabilecek misiniz?
Sanatsever Köpek
Kendisi, Taksim AKM önünü yaşam alanı bellemiş güzelliklerden biri, o da bizim gibi AKM'de olacak etkinlikleri bekliyor içlenerek, binanın önünde adeta nöbet tutuyor. Onu takriben bir yıldır görüyorum. Pek tabii oranın daha eskileri de var, misal siyah kulaklı beyaz köpek. Onu geçen yıl 1 Mayıs Taksim görüntülerinde dahi televizyonlarda görmüştüm, öyle de meşhurdur kendileri. Neyse, onu bir başka gün uzun uzun yazarım.
Gelelim bu fotoğraf güzeline, aslında tüm çektiklerimi koysam fotoroman olurdu ama şimdilik iki tane yakışıklı fotoğrafıyla sizlere tanıtayım kendisini.
İlkin bana bile biraz ürkek davrandı, sonrasında öyle bir güvendi ki , zor kaçtım kendisinden, arkadaşımla aralara sapmasak bizimle Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda konsere kadar gelecekti. Ondan kaçtıktan sonra da tekrar eski yerine rahatça gider mi diye hayıflanmıştım aslında. Lakin ertesi sabah yine aynı yerinde gölgede böyle mayışmış görünce pek sevindim pek. Bu arada kendisi "kuş kovalamaca" oyununu çok seviyor. Bana da kurallarını öğretti, bir takım güvercinleri kuralına uygun bir biçimde beraber kovaladık o gün. Yerde yuvarlanıp, birtakım akrobatik hareketler yapmaya da çok açık. Kendisini yerinde görürseniz selamımı söyleyin, yakında yanına oyun oynamaya gideceğim.
Gelelim bu fotoğraf güzeline, aslında tüm çektiklerimi koysam fotoroman olurdu ama şimdilik iki tane yakışıklı fotoğrafıyla sizlere tanıtayım kendisini.
İlkin bana bile biraz ürkek davrandı, sonrasında öyle bir güvendi ki , zor kaçtım kendisinden, arkadaşımla aralara sapmasak bizimle Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda konsere kadar gelecekti. Ondan kaçtıktan sonra da tekrar eski yerine rahatça gider mi diye hayıflanmıştım aslında. Lakin ertesi sabah yine aynı yerinde gölgede böyle mayışmış görünce pek sevindim pek. Bu arada kendisi "kuş kovalamaca" oyununu çok seviyor. Bana da kurallarını öğretti, bir takım güvercinleri kuralına uygun bir biçimde beraber kovaladık o gün. Yerde yuvarlanıp, birtakım akrobatik hareketler yapmaya da çok açık. Kendisini yerinde görürseniz selamımı söyleyin, yakında yanına oyun oynamaya gideceğim.
Lisa Ekdahl
Takriben 20 gündür, İstanbul'un yazına yakışan cazı dinliyorduk ki, tam da şu dakikalarda 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin son konseri olan Buika konseri sonlandı. Bendeniz de vakit bu vakittir diyerek bir hafta önce Esma Sultan'da arz-ı endam eden kuzey güzeli Lisa Ekdahl konserinden hoplaya zıplaya çekebildiğim fotoğrafları sizinle paylaşayım dedim.
Lisa Ekdahl, My Heart Belongs To Daddy eşliğinde..
Lisa Ekdahl, My Heart Belongs To Daddy eşliğinde..
Etiketler:
Caz
,
Esma Sultan Yalısı
,
Konser
,
Lisa Ekdahl
,
Müzik
Çırağan Caddesi
Bu caddeye bağlılığımın temelleri daha Ortaköy Meydanı'nda çocuk parkı olduğu yıllara dayanır, ta "bir kez daha sallanayım anne" yaşlarına. Sonrasında ise 2002 yılında yanan ve Türk Hava Yolları'na kiralanan şu aralar restorasyon çalışmaları sonucunda otel olacak olan Fehime Sultan Yalısı okul adıyla da Gazi Osman Paşa Ortaokulu yıllarına. Bayılırdım okuldan dönüş yoluma; çınar ağaçlarının gölgesinden yürümek, kışları çınar yapraklı halıdan yürümek, o duvar buyunca hayallere dalmanın sınırı yoktu bana. Her yıl bir yaprak saklamak, o yıllardan kalma bir alışkanlık... Neyse efendim, benim gibi bu caddeye bağlı bir insan daha var: Behçet Necatigil.
Behçet Necatigil, Beşiktaş'ını çok sever, şiirlerinde de semtine dair dizelerle karşılaşmak çok mümkündür. Ama canım Çırağan Caddesi'ni bir başka sever kendisi. Öğrencisi olduğu, üstüne de 15 yıl kadar öğretmenlik yaptığı Kabataş Lisesi (O zamanlar Kabataş Erkek Lisesi) yoluna sadakatini, kızı Ayşe Sarısayın vasıtasıyla öğrendiğimiz okul arkadaşı "Tahir Alangu"ya yazdığı mektuplardan bir nebze de olsa anlıyoruz. Tarih 4 Ekim 1937...
"...Ne kadar isterdim Beşiktaş - Ortaköy yolunun üzerinde olmayı. Bir duvar dibinden, bir kedi gibi sürtünerek yürümeyi. Hani sesinle susar, yürür ve susardık. bir köşebaşına gelince ben, sana sezdirmemeye çalışarak firari bir nazar atfederdim görünmeyen bir eve doğru hani... (...) Beşiktaş - Ortaköy yolunda yürüdükçe beni hatırla. Neye bağlıyım bu kadar o yola. Ve neye bu kadar istiyorum daima o yolda yürümeyi.
Fütura ram arka sokakları, gürültünün erişemediği arka sokakları, bir şey düşünmemeye kendini zorlayarak dolaşmanın sırasıdır Tahir. Dolaşmanın sırasıdır."
Dolaşmanın tam da sırasıdır, bir akşam serinliğinde çıkın ve yürüyün bu yaşayan tarihi yolu, şimdiden iyi yolculuklar...
Behçet Necatigil, Beşiktaş'ını çok sever, şiirlerinde de semtine dair dizelerle karşılaşmak çok mümkündür. Ama canım Çırağan Caddesi'ni bir başka sever kendisi. Öğrencisi olduğu, üstüne de 15 yıl kadar öğretmenlik yaptığı Kabataş Lisesi (O zamanlar Kabataş Erkek Lisesi) yoluna sadakatini, kızı Ayşe Sarısayın vasıtasıyla öğrendiğimiz okul arkadaşı "Tahir Alangu"ya yazdığı mektuplardan bir nebze de olsa anlıyoruz. Tarih 4 Ekim 1937...
"...Ne kadar isterdim Beşiktaş - Ortaköy yolunun üzerinde olmayı. Bir duvar dibinden, bir kedi gibi sürtünerek yürümeyi. Hani sesinle susar, yürür ve susardık. bir köşebaşına gelince ben, sana sezdirmemeye çalışarak firari bir nazar atfederdim görünmeyen bir eve doğru hani... (...) Beşiktaş - Ortaköy yolunda yürüdükçe beni hatırla. Neye bağlıyım bu kadar o yola. Ve neye bu kadar istiyorum daima o yolda yürümeyi.
Fütura ram arka sokakları, gürültünün erişemediği arka sokakları, bir şey düşünmemeye kendini zorlayarak dolaşmanın sırasıdır Tahir. Dolaşmanın sırasıdır."
Dolaşmanın tam da sırasıdır, bir akşam serinliğinde çıkın ve yürüyün bu yaşayan tarihi yolu, şimdiden iyi yolculuklar...
Tünel Şenliği
17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin ilk hafta sonu etkinliği, 3 Temmuz Cumartesi akşamı gerçekleşen Tünel Şenliği'ydi. Saat 18:00 sularında başlayan şenlikte ücretsiz sokak sahnelerinin yanı sıra çeşitli merkezlerde de müzisyenler sahne aldı.
Ben ve arkadaşlarım Tünel Ana Sahne'nin önünde yerimizi alırken, ilkin Küba müzikleriyle gece ısınmaya başladı. Böyle coşkulu, böyle danssever bir kalabalık uzun süredir görmemiştim sokakta. Salsa figurleri etrafta döndü, merengue adımları da unutulmadı. Gecenin sevimsiz ayrıntıları da yaşanmadı değil, önce şenliğin sponsoru da olan Beyoğlu Belediyesi'ne ait çöp kamyonu, seyircileri yara yara caddeden geçti, o bölümdeki seyirciler sıkışma tehlikesi yaşadı. Bir süre sonra da, ne hikmetse Belediye zabıta ekipleri geçmek için aramıza girdi, "yuh" sesleri arasında kalabalık içinden ağır aksak geçti zabitler.
Saat 22:30 gibi Tünel'de Soul Stuff grubunun sahne almasıyla hava değişti, soul rüzgarları esmeye başladı. Önce James Brown anıldı, sonra Billie Jean ve Smooth Criminal ile ilah Michael Jackson.
Grubun solisti Alper Cengiz, bir saniye yerinde durdu mu anımsamıyorum. Adam hem söylüyor, hem çalıyor, hem zıplıyor, hem jest ve mimikleriyle değme aktörlere taş çıkartıyordu, o saçları da hiç bozulmadı hani. Tez zamanda bir cumartesi gecesi Hayal Kahvesi'nde kendilerini dinlemek farz oldu.
Tünel Şenliği, pek hızlı ve coşkulu geçti, sanırım herhangi bir arbede ya da olay da yaşanmadı. Ama şunu biliyorum ki, çevredeki bakkalların aylık bira stoğu ılık ılık içildi...
Ben ve arkadaşlarım Tünel Ana Sahne'nin önünde yerimizi alırken, ilkin Küba müzikleriyle gece ısınmaya başladı. Böyle coşkulu, böyle danssever bir kalabalık uzun süredir görmemiştim sokakta. Salsa figurleri etrafta döndü, merengue adımları da unutulmadı. Gecenin sevimsiz ayrıntıları da yaşanmadı değil, önce şenliğin sponsoru da olan Beyoğlu Belediyesi'ne ait çöp kamyonu, seyircileri yara yara caddeden geçti, o bölümdeki seyirciler sıkışma tehlikesi yaşadı. Bir süre sonra da, ne hikmetse Belediye zabıta ekipleri geçmek için aramıza girdi, "yuh" sesleri arasında kalabalık içinden ağır aksak geçti zabitler.
Saat 22:30 gibi Tünel'de Soul Stuff grubunun sahne almasıyla hava değişti, soul rüzgarları esmeye başladı. Önce James Brown anıldı, sonra Billie Jean ve Smooth Criminal ile ilah Michael Jackson.
Grubun solisti Alper Cengiz, bir saniye yerinde durdu mu anımsamıyorum. Adam hem söylüyor, hem çalıyor, hem zıplıyor, hem jest ve mimikleriyle değme aktörlere taş çıkartıyordu, o saçları da hiç bozulmadı hani. Tez zamanda bir cumartesi gecesi Hayal Kahvesi'nde kendilerini dinlemek farz oldu.
Tünel Şenliği, pek hızlı ve coşkulu geçti, sanırım herhangi bir arbede ya da olay da yaşanmadı. Ama şunu biliyorum ki, çevredeki bakkalların aylık bira stoğu ılık ılık içildi...
Chick Corea Freedom Band
"Müziğin özgür ruhlarının birleştiği bir proje" demişti Chick Corea, ne demek istediğini 7 Temmuz akşamı Açıkhava'da kendilerini dinlerken pekala anladım.
Piyanoda Chick Corea, saksofonda Kenny Garrett, basta Christian McBride ve davulda Roy Haynes'den oluşan kadrosuyla "Chick Corea Freedom Band", 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin unutulmayacak gecelerinden birini bizlere yaşattı. Davulcu Roy Haynes, 85 yaşına rağmen, durmadı yerinde, yerinde diyorum çünkü kalktı davulunun başından Chick Corea'nın piyanosuna sataştı, Chick de durur mu, o da onun davuluna...
Kenny Garrett, sanırım konserin yıldızıydı, alto saksofonuyla İstanbul'un göğünü inletti diyebilirim. Velhasıl Açıkhava'da yıldızlar altında, pek güzel kulaklar bayram etti, "bis"te de Spain unutulmadı...
Piyanoda Chick Corea, saksofonda Kenny Garrett, basta Christian McBride ve davulda Roy Haynes'den oluşan kadrosuyla "Chick Corea Freedom Band", 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin unutulmayacak gecelerinden birini bizlere yaşattı. Davulcu Roy Haynes, 85 yaşına rağmen, durmadı yerinde, yerinde diyorum çünkü kalktı davulunun başından Chick Corea'nın piyanosuna sataştı, Chick de durur mu, o da onun davuluna...
Kenny Garrett, sanırım konserin yıldızıydı, alto saksofonuyla İstanbul'un göğünü inletti diyebilirim. Velhasıl Açıkhava'da yıldızlar altında, pek güzel kulaklar bayram etti, "bis"te de Spain unutulmadı...
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)


