Kapadokya'da Yürüme Zamanı


Geçen hafta, tüfler diyarı Güzel Atlar Ülkesi'nde yani Kapadokya'daydım.
Tam da bu saatlerde, o vadi senin bu vadi benim yürüyordum. Şimdi de vadilerden, bozkırdan, üzüm bağlardan zihnimde kalanları kazarken, çektiğim fotoğraflara dalıyorum. Gezmek güzel şey vesselam, yürüyerek gezmek ise en bir güzeli!

Son gündü, bir vadiden çıkıp asfalt yola çıktığımızda Göreme'ye gitmek için otostop çektik, bizi arabasına alan oralı bir beyefendi ne yaptığımızı, nerelere yürüdüğümüzü sorup öğrenince şunları dedi: "Geliyorlar, otobüs camının arkasından buralara bakıp, buraları gördük zannediyorlar, öyle şey olur mu? Siz en iyisini yapmışsınız, ne güzel gezmişsiniz"


Muhtemelen daha önce de dediğim gibi, bir şehri bir mevkiyi en güzel yürüyerek tanır, yaşar, bilirsiniz. Bu gezimizde biz de işte aynen böyle yaptık. Üç kişiydik, kendimize de isimlerimizin ilk hecesinden devşirme bir isim uydurduk, hani tur ismi gibi: ArMeBu! Bu tur, Kasım ayında da Antakya dolaylarında keşfe çıkacak, oralardan ayrıntıları da buraya kesin yazarım. Gelelim notlara...

Ah! O balonda ben de olsaydım!

Perşembe akşamı uçakla Kayseri'ye ulaştık, oradan daha önce kalmak için uygun gördüğümüz Göreme'ye geldik. Eşyaları otele yerleştirme, bir küçük Göreme turu derken uyku vakti gelmişti bile...

Belki bizim gibi oralarda yürümek isteyen birilerine yardımcı olur diye kısaca rotaları da yazıyorum.


1. Gün

Göreme'den 2 - 2,5 km doğuya yürüdüğünüzde Göreme Açık Hava Müzesi'ne ulaşıyorsunuz. Burası bölgenin ilk manastır eğitiminin başladığı yer. Takriben  MS. 4 - 13.yy arasında yaşam alanı olmuş. Kiliseler ve manastırlarla dolu, tarihin ve coğrafyanın adeta köşe kapmaca oynadığı bir yer, oralara giderseniz sakın es geçmeyin. Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise, Tokalı Kilise, Kızlar ve Erkekler Manastırı orada sizi bekliyor! Göreme Açık Hava Müzesi'nde sanırım 2 saat dolaşabilirsiniz, tabii ki keyif ala ala...

İnce iş, hassas duygular...


Not: Önceden Müze kartınızı alıp cebinize koyun, bir arkadaşımız orada Müze kartı alamk için  takriben 45 dakika sıra bekledi, gayet yavaş bir sistem. Bu bölgede her yerde müze kart geçiyor, normal girişler 15 TL. yani 30 TL. vererek aldığınız kart çok avantajlı!

Vadi yollları bizimdir!
Dünyanın bir çok yerinde yaptığı, uzaydan görünen heykelleriyle tanınan Avusturyalı heykeltıraş Andrew Rogers'in Göreme'de (Karadağ) yaptığı heykelleri müze çıkışında yeralan dürbünlerle bakmayı unutmayın, ayrıntılı fotoğraflar Rogers'in sitesinde.

Müze çevresindeki mekanlarda karnımızı doyurup, enerji topladıktan sonra ilk vadi yürüyüşümüze geçtik. Müzenin solundan dik çıkan yamacı takip ederek takriben 2 km. sonra vadi girişi başlıyor. Yollarda alıçlar, üzümler, elmalar karşıladı bizi, biz de onları sevip, koklayarak bir güzel yedik. Asfalt yoldan vadiye girince, üçümüz de büyülenmiştik. Meskendir Vadisi'nde bizim dışımızda insan yoktu, hava muhteşemdi, güneş yerini vadinin serinliğine bırakmış, yer yer mağaralardan gelen soğuk havayla da güneşten yanan tenlerimize merhem oluyordu.
Vadilerde tüneller...
Çavuşin mezarlığı...
Tüflerin içinden, mağaralardan geçe geçe vadiyi arşınladık. Yine üzümlerle merhabalaştık, tam da böğürtlen bulabilir miyiz derken, onlar da yolumuza çıktı. (Böğürtlene dayanamam!) Bir yanımızda Kızılçukur Vadisi, bir tarafta Güllüdere Vadisi. Apsisli kiliselerden geçtik, kuş evlerine selam ettik derken Çavuşin'e ulaştık. Yolda bizim gibi yürüyen Uzakdoğulu ve Avrupalı turistler de görmedik değil. Tavsiyem, siz vadi yoluna daha erken çıkın ve doyasıya tadın çıkarın ama böğürtlenlerden bana da bırakın ;)

Arzu, vadide en sevdiği tüf ile...

2. Gün

Kahvaltımızı erkenden yapıp, Avanos'a gittik. (Araba kiralamak yerine, yerel toplu taşıma araçlarını tercih edebilirsiniz, otostop çekmek de bir diğer seçenek) Avanos, bağcılığı ve özellikle de ataları Hititler gibi çömlekciliğiyle ün salmış; sevimli bir yer. Eski yerleşim, Kızılırmak'ın kenarında, çömlekçilerde... Avanos'a 1-2 saat zaman yeterli bence, çömlek atölyelerini dolaşıp, eski yerleşim alanlarını dolaşıp, Kızılırmak kenarında çay içip, Avanos köpeklerini sevip, doyurduktan sonra istikametimiz Ürgüp oldu.

Üç güzel!
Ürgüp, fazlaca şehirleşmeden nasibini almış, Türk turistler de genelde burada. Asmalı Konak vb. dizilerinin memleketi olunca, o evler de halkımız tarafından ilgi merkezi olmuş. Cumartesi günü giderseniz, Ürgüp'ün pazarına uğrayın, her şey öyle taze ve renkli ki! Bizim gözümüz döndü resmen, hala aklım kurutulup ipe dizilmiş bamyalarda kaldı, keşke alsaydım!

Mehmet, Zelve'de en tepelerde...

Ürgüp'ün taş mimarisi gerçekten harika ama girişindeki "Üç güzeller" diye adlandırılan Peri bacaları da gerçekten görülmeye değer. Bir sonraki istikametimiz Zelve! Zelve de, bir açık hava müzesi. Kızıllığı, tünelleri ve kiliseleriyle fantastik bir yer. Hristiyan inancının yaşandığı, manastır eğitiminin görüldüğü vadide Üzümlü, Balıklı ve Geyikli kiliseleri mevcut. Güvercinlikler harika! Heyelan tehlikesinden dolayı bazı yerlere çıkamıyorsunuz, işte doğa yapıyor, doğa yıkıyor adeta...

Güvercinliklere bakın hele!

Krema mübarek...

Zelve'nin 1 km. ötesinde yer alan Paşabağı'na bağlar arasından yürüyerek gitmek en keyiflisi. Bağlar bitince, önünüze ihtişahımıyla peri bacaları çıkıyor. Oluşumlar diğerlerinden biraz daha farklı ve heybetli. Keşişler mekanıymış burası, hayali bir yer!

Otelde tanıştığımız Malezyalı amcadan
öğrendiğim Tai-Chi hareketlerini icra ederken...
Güneş oralarda bir başka batıyor...
3. Gün

Araba kiralamak yerine (astarı yüzünden pahalı oluyordu) Ihlara Vadisi ve Derinkuyu'ya yerel bir turla gittik.
Derinkuyu'ya, bu bölgeye ilk geldiğim 10'lu yaşlarımda da bayılmıştım. Arkeoloji sevdam o yaşlarda da vardı, sanırım. Derinkuyu, bildiğiniz gibi bir yeraltı şehri, tarihi Tunç Çağı'na MÖ. 3000'lere kadar eskilere dayanıyor. Gidenler bilir, biraz da gezmesi, inmesi, soluk alması meşakkatli bir yer. Baktım da çenem düşmüş, epey yazmışım, bundan sonrasını hızlıca geçiyorum, zaten fotoğraflar, kelimelerden öte anlatıyor yaşadıklarımı.
Ihlara Vadisi
Derinkuyu'dan sonra durağımız Ihlara Vadisi'ydi. Göreme nasıl Erciyes volkanından püsküren lavların akarsu ve rüzgar aşındırması sonucunda oluşmuşsa Ihlara'da Hasandağı lavlarından bu şekle bürünmüş. Aslında vadi 14 - 15 km. ama biz yaklaşık 4 km. yürüdük, bize yetmedi elbette ama grup - tur işleri işte böyle. Ondan hiç sevmiyorum topluca yapılan böyle etkinlikleri  ama şartlar ne yaparsınız. Yıllar önce gittiğimdeki keyfi vermedi bana Ihlara Vadisi, Melendiz Çayı akıyordu akmasına ama fazla mı kalabalıktı bilmiyorum, orada mutlu olamadım işte.
Selime, Kale Manastırı Kilisesi
Yürüyüşün ardından araca binip, vadinin aslında bitiş noktası olan Selime'ye gittik. Burada da peri bacaları kollarını açmış bizi bekliyordu. Buradaki Kale Manastırı Kilisesi işçilik bakımından muhteşemdi, fotoğrafında da görüldüğü gibi şimdilerde varolmayan estetik duygusu o zamanlar nasıl üstündü. Selime'den sonra araca binip Güvercinlik Vadisi'ne doğru yol aldık. Vadi tepesinde herkes gibi biz de araçtan indik ama araca binmedik. Vadiyi yukarıdan izlerken, üçümüz de karar verip vadiye inmeye karar verdik. Ne de iyi ettik!
Onlarsız gezi düşünülebilir mi?
Vadi ismini, vadi içerisinde bolca görünen güvercinliklerden alıyor, kuşevlerinin buradaki şekli kısacası. Küçük küçük nişler oyulmuş dış yüzeylere, hatta bazılarını da boyanmış, resimlenmiş. Bizim vadi yürüyüşümüz yaklaşık 5 km idi, Uçhisar merkezden de iniş varmış ama biz erken davrandık. Yemyeşil bir vadi, üzüm, elma, ayva, alıç, böğürtlen, erik, çilek, biber hatta ahududu bile bulduk. Göreme'ye kadar uzanan vadiyi, bitirmeye yakın güneşi batırdık. Muhteşem bir manzaraya uzaktaki Erciyes'e bakakaldık. Arada sarp geçitler olsa da korkusuzca yol aldık. Grubumuzun en amatörü bile bu başarısıyla bizleri hayrete düşürdü. Tam korkusuzca demişken aslında yoldan değil de karanlık vadide garip sesler çıkaran ve bizim selamımızı dahi almayan yabancıdan biraz ürktük, Puhu Puhu sesleri arasında başka diyarlara kendisi bağırırken biz de az önce Others filminden bahsediyorduk. Kırklara karışmış abinin ardından ben Kwai Köprüsü filminin bildiğiniz müziğini ıslıkla icra ederken, önümde yürüyen Arzu'nun bana korkuyla bakan gözlerini gördüm. Saçlarım iki örgü ıslık çalıyorum ve önümüzden (karanlık içinden) sesler de bana eşlik ediyor, adeta kanon yapıyoruz. Seslere yaklaştığımızda Others filmden fırlamış gibi 2 kız çocuğu ve bir anne karşımıza çıktı ki, ödümüz karıştı resmen! Neyse bize yarı İngilizce, yarı Fransızca, yolda İspanyol birini görüp görmediğimizi sordular, kimmiş dersiniz? Kırklara karışmış puhu puhu diye bağıran abi!



4. Gün

Son gün... Yarım gün vaktimiz olduğundan Love Valley - Aşk Vadisi diye isim takılmış aslında ismi Bağlıdere olan mevkiye yürüdük. Aslında Bağlıdere olan burasının adı eskiden de Ballıdere imiş. Ballar bitmiş ama arılar   hiç gitmemiş hatta bize de yol boyu iyi musallat oldular. Biraz zorlu bir inişe sahip olsa da vadinin geneli yürüyüş için kolay bir rota. Bol bol meyve ağaçları var, ilk etap beyaz vadi ikinci etapta farklı görünümleriyle dikkat çeken peri bacaları. Niye bu oluşumlara bakıp Aşk Vadisi demişler, siz fotoğrafa bakıp görün ;)

Aşk Vadisi!
Mehmet, yine tepelerde ve evet
o aşağıdaki ufaklık benden başkası değil!
Bir gezimiz de böyle biterken, oralara giderseniz vadilerde yürümenizi tekrar ve tekrar öneririm. Bozkırın havası, tüflerin büyüsüyle şimdiden iyi yolculuklar.

ArMeBu'nun iki değerli üyesi Arzu ve Mehmet'e yol arkadaşlıkları için teşekkür etmeden bu yazı bitirilemezdi. Canım arkadaşlarıma her şey için çok çok teşekkür ederim. İlklerin yaşandığı bu yolculuğumuzun bize yeni yeni yollar açmasını, daha uzun yollarımızın başlangıcı olmasını ümit ederken, herkese renkli rüyalar dilerim...



Notlar:

Nerede kalındı: Güven Cave Hotel, temiz, uygun, işletenler gayet sıcak ve yardımsever (rotalarımızda çok yardımları oldu) Göreme'nin ortasında, terasında sabah kahvenizle balonları izleyebilir, akşam biranızla gün batımı kızıllığında mest olabilirsiniz, tavsiye edilir.

Mydonose Cafe & Bistro, Göreme'nin en özenli mekanı, fiyat, kalite, müzikler harika, Göreme gecelerinin kaçış noktası diyebilirim.

Biz balona binemedik ama aklım kalmadı değil. Fiyatlar, 100 - 150 Euro.



2 yorum :

Füsun T. dedi ki...

Başka bir dünya orası sanki. Bobiş şahane yine :)

euphrates dedi ki...

Bobişler hep şahane değil mi? :)