Tumbalalaika

Müzik, yaraları sarmalar derim ya hep, herhalde şu hayatta değişmez düşüncelerimin en başında gelir. Kendimde gözlemlediğim dermanı müzikte bulma hikayesi, çok eskilere dayanır; hani annenin eline yapışıp çocuk yaşında müzikallere gitme zamanlarına. Batı Yakasının Hikayesi'nden ya da Aristophanes'in Kuşlar'ından kendime pay çıkarmakta zorlandığım, müziklerinde büyülenmiş bir biçimde seyirciler arasında mıh gibi oturduğum çocuk yaşlarıma...

Hayat, öyle oyunlar oynuyor ve akabinde oynatıyor ki insana; umutlu bir bakış açınız varsa bu gelecekte sizin için harika bir yol, zıttı karanlık bir bakış açınız varsa ise diplerde bir mağaradan farksız oluyor, tecrübeyle sabittir dememe burada gerek yok sanırım. :) Neyse, biz müziğe gelelim devamında hatta filme, filmi izleyenler yukarıda neden bu kadar laga luga yaptığımı daha iyi anlayacaklardır ki, izlemeyenlerin de listesinde yer etsin filmimiz.


Prendimi l'anima İngilizce meali The Soul Keeper aslında 2002 yapımı, ben de sanırım geçen yıl izlemiştim. Sigmund Freud  ve Carl Gustav Jung tarafından tedavi edilmeye çalışılmış -edilmiş- sonrasında da psikanaliz alanında çalışmış Sabina Spielrein adlı kadının hayatını anlatan filmin çekilme hikayesi de hayli ilginç. Yakın zamanlarda Cenova yakınlarında bir evde bir dolu mektup bulunur, Freud ve Jung dışında Spielrein'e ait mektuplar vardır. (Tabii devir mektup devri, bilimadamları da öğretilerini ve fikirlerini mektuplarla birbiriyle paylaşıyor.) 


Bu yetenekli kadının hayatı hakkında film ne kadar bize taraflı - tarafsız bilgi verir bilinmez ama. Tarih, cinsiyetler arası eşitsizlik, psikanaliz çalışmaları, savaşlar, sonuçlar ve nedenler, umut - umutsuzluk ikilemleri, Stalin, Lenin, Mayakovski, çocuklar, faşizm, Hitler, sanat, aşk ve müzik filmden ilk aklıma gelen kelimeler. Varın unuttuklarımı siz düşünün... İzlemeyenler için özen gösterdiğimden filmden bu kadar anekdot yeter diye düşünüyorum, muhteşem bir film değil elbet ama bu kadar araştırma sonucu çıkan detaylar izlenmeye değer.

Şunu da söylemeden edemeyeceğim, David Cronenberg'in A dangerous method filminde de aynı isimler kahramanlarımızdır: Jung, Freud ve Spielrein. Zamansızlıktan izleyemediğim filmler listemin en başlarında yer alan Cronenberg'in bu filmini izledikten sonra, buradan bir karşılaştırma yapacağıma eminim.

Bir belgesel film daha var ki, Prendimi l'anima' yı izledikten sonra aramış ama bulamamıştım: Ich hiess Sabina Spielrein  Bu yazıyı okuyanlara sesleniyorum, bir yerlerde bulursanız bana haber edin yeter. Dilerseniz, Sabina Spielrein'in hayatı hakkında buradan detayları öğrenebilirsiniz.


Filmin müziklerine gelecek olursam;  ilk akla gelen pek tabii Tumbalalaika olur. Aslında ilk önce isminden giriş yapmak lazım. Balalaika, şurada görebileceğiniz gibi 3 telli geleneksel bir Rus çalgısı. Tum+balalaika da "çal balalaikayı", "ses ver balalaikandan" gibi bir hale geliyor. Şarkının kökenine baktığımızda, eski bir Rus Yahudi şarkısı, biraz Jewish - Klezmer müziğine de aşinaysanız zaten bu sizi şaşırtmıyor. Naif bir şarkı, sözleri de pek tatlı, işte filmdeki iki sahneyle Tumbalalaika ve filmdeki Spielrein'ın Jung'a gönderdiği mektuplardan buraya düşenler altta sizleri bekliyor.

Hamiş, muhteşem film Das leben der anderen'de dediği gibi: "Umut, en son terk eder."miş...



Koruyucu melek...
Ruh Bekçisi

Annemle babam, Rusya'ya dönüp
beni burada bıraktılar.
korku içinde.
Yalnız kalmak istemiyorum.
Yemeyi kesmeliyim.
Böylece, geri döndüklerinde,
tek bulacakları şey, elbiselerim olur.
bir de ayakkabılarım.
Yüzlerini görmek için burada
olamayacağım için üzgünüm!
Anneme, Tumbalalaika'nın notalarını
bırakıyorum, en sevdiğim şarkı.
Babama hiçbir şey bırakmıyorum.




Sevgili dostum,
Rusya'dan ayrıldığımda, bir Çar vardı. Bir Devrim bulmak için geri döndüm. Lenin, bu kara cahil ülkeyi, çağdaş bir demokrasiye dönüştürmek için, işini yarıda kesmek zorunda kalacak! Ama herkes kollarını sıvamaya hazır görünüyor. Ben de üzerime düşeni yapmaya çalışacağım. Sanırım ilk kez bir psikanalist, bir anaokulunun başına getiriliyor. İspatlamaya çalıştığım şey şu ki, eğer bir çocuğa en başından özgürlüğü öğretirsen , gerçekten de özgür olmak için büyür. Fazlasını istemek bu, biliyorum, kolay da olmayacak. Ama tutkuyla istiyorum bunu.

Birkaç gece önce, rüyamda uçsuz bucaksız bir ovada dörtnala koşan bir at olduğumu gördüm. İşte benim hayatım da bu galiba. Uçsuz bucaksız bir ova. Geç oluyor, gözlerimi açık tutamıyorum. En iyi dileklerimle.

Ruhunun bekçisi.

2 yorum :

Buket dedi ki...

dediğin gibi film 2002 yapımı. biliyordum bu filmi.izlemekte istiyordum ama unutmuşum. hatırlattığın için teşekkürler..

euphrates dedi ki...

İzleyince haber ver Buket. ;)